"HAFTALIK" Yazı Dizisi İndexi

Merhaba Kalem Treni Okuyucuları; Bu sayfada her haftanın salı günü yayınlanması planlanan, fakat her şeyin planlandığı gibi gitmediğinin...

Merhaba Kalem Treni Okuyucuları;

Bu sayfada her haftanın salı günü yayınlanması planlanan, fakat her şeyin planlandığı gibi gitmediğinin kanıtı niteliğinde haftalık olarak yazılan yazılara kolayca ulaşmanız için hazırlandı.

Konusu kalemler ve/ya trenler ağırlıklı olmak üzere, gündeme göre değişebilen karışık yazılar bütününden her hangi birine ulaşmak için aşağıdaki linklere tıklayabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim.


Bira Günlükleri 1. Hafta / Beer Diaries First Week

Gerçekten, alkollü iken aklıma çok iyi, yaratıcı fikirler geliyor. Ama yazmayı unutuyorum. O yüzden hayatınızın her anını, her saniyesin...


Gerçekten, alkollü iken aklıma çok iyi, yaratıcı fikirler geliyor. Ama yazmayı unutuyorum. O yüzden hayatınızın her anını, her saniyesini yazın. Yazmalısınız çünkü, bu anlık gelen fikirler aynı anlık zamanda gidiyor. Bilinçaltınızın neredeyse hiç yer kaplamayacak kadar küçük bir yerine yerleşiyor ve tekrar hatırlamanız imkansız sayılır.

2 Haziran Pazartesi

Gece saat 12yi geçince gazete kağıdına sarıp poşete koyduğum paketi buzdolabından çıkarıp yangın merdiveninden aşağı indim. Poşeti yırtıp gazetenin kenarlarını aşağı doğru eydim. Açma halkasını kendime doğru çektim. Arka bahçedeki kaldırımlarda ve binalar arasında giden yollarda, ağaçlıkları birbirinden ayıran yerlerde yürüdüm ama planladığım yere gitmeye cesaret edemedim. karanlık olan yerlerde yürümeye özen gösteriyordum. Burada telefonla konuşarak etrafta dolaşan birçok insan vardı. Bir yandan da onlardan kaçmam gerekiyordu. Bana sabit bir yer gerekiyor bu iş için.


3 Haziran Salı

Yine herkes uyuyup ışıkları kapatınca dışarı çıktım. İç cebimde defter ve dolma kalem ile. Yine birayı gazete kağıdına sarmıştım. Eski Türk dizilerini küçükken çok izlemiş olmalıyım ki böyle yapıyorum. Gizlemekten çok belli ediyor ne içtiğimi. Karanık bölgelerden diğer karanlık bölgelere geçmek için bileğimin arkasına saklıyorum. Çünkü camdan sarkan çok insan var.
Karşıdan "Ah ulan ah... Varol zurnacı var ol..." sesleri yükseliyordu. Geri döndüm. Keşler ile uğraşmak istemiyordum çünkü. kalktıktan sonra çamaşırhane olduğunu fark ettiğim bir kapının önüne çömelip geçmelerini bekledim. Sonra da üşüyüp odaya döndüm.


4 Haziran Çarşamba

Gazete kağıdının her içişimde sakalıma sürtmesi tuhaf bir his yaratıyordu. Ben de meşrubat tenekelerine aktarmaya karar verdim. Ama aynı boyutta teneke bulamadım. Daha az kapasiteli bir tenekeye aktarmak için birazını içmem gerekiyordu. Sonunda güvenliğin karşısındaki çardağa gidebilecektim.
Oturduğum piknik masasının üzerinde "Çorum 19" yazıyor. Ne kadar klasik bir hareket. Yurdun ışıklı tabelasından yansıyanlarla yazmaya yetecek kadar aydınlık oluyor ama fotoğraf çekecek kadar değil. Zaten bu tenekeye koyunca gazı kaçtı, gidiyorum ben.


5 Haziran Perşembe

Düne göre daha sakindi. Bir tek, arabayla gelip "Arabaya mı kustun lan!?" diye bağıran ve sürekli geğiren gençler vardı. Bu çardağın kendi aydınlatması olduğunu fark ettim. Bir şalter, bir priz bir de ışık açıp-kapama butonu vardı. ilk başta düğmeye bastım çalışmadı. Sonra şalteri kaldırınca tepede silindirik bir avize olduğunu fark ettim. Ama bu sefer de güvenliktekiler dışarı çıkıp bana dik dik bakmaya başladılar.
Bu saatte gelenler eğer izinli değillerse yarınki yemek haklarını kaybediyorlardı ki bu da az değil. Kahvaltı için 2.3 TL, Akşam yemeği için 5 TL hak veriyorlar.
Burada yazılı Çorum19 yazısını dolma kalemle doldurup odaya gittim.


6 Haziran Cuma

Nedense odada biraları saklamak için refleks olarak gazete kağıdına sarıyorum -tercihen spor gazetelerine- Bugün de sarıp dolabın üzerine koymuştum Her gelen "Oradaki bira mı?... Şimdi seni şikayet mi edeyim?... Akşam o biraları lavaboya dökerim..." gibi şeyler söylediler. Bira olup olmadığını anlamak için önünde namaz kılanlar dahi vardı. Burası nasıl bir yer diye şaşırıp kaldım doğrusu.
Tespitlerime göre genellikle bu saatlerde sadece kaliteli arabalar geçiyor. Ankara'da hep bunun tam tersi olur :) Şurada durduğum vakitte geçen araba sayısı parmaklarınızın toplamını geçmez. Yani en fazla 15-16 araba falan geçiyordur.


7 Haziran Cumartesi

Geldiğimde güvenlik kulübesinde kimse yok gözüküyordu ya da ışığı kapatıp gözleri açık halde uyuyorlardı. Bu saatlerde kenarlarda köşelerde devriye geçen güvenlik var mı? diye baka baka biramı yudumluyordum. Bu sefer işi öğrendim. Portföy tipi bir çantaya koyup onunla iniyorum aşağıya. Masaya oturduğumda da boynumdan çıkarmıyorum. Oradan alıp-koyuyor ve üstünü örtüyorum. Başka bir meşrubat tenekesine koymaktan katbekat iyi. Çünkü, öyle olunca gazı kaçıyor.
Birden kulübedeki görevliler camdan ellerini uzatıp makineye parmak bastılar. Sonra camı kapattılar. Acaba saat başı giriş falan mı yapmaları gerekiyordu. Bu sefer biraz kalın giyindim. Tabletten de Symphony X açtıp kulaklığa verdim sesi. Üşümemeye çalışıyorum. lanet olası tabela da bir haftadır 8 dereceyi gösteriyor.
Masayı benden başkalarının kullandığı kesin, çünkü bu sefer de kirliliğine; aralara kaçmış fındık kabukları eklenmiş
Şimdi kulübeden biri çıktı. Sanırım sigara içiyor. Şişman, patates gibi biri. Sanki yola sis inmiş gibi , arabaların farları zerreciklerden oluşmuş perdeleri kovalıyor. Adam sabit durunca üşüyor olmalı ki, klübesinin L şeklindeki cephesinde gidip geliyor. Bende arkasını döndüğü vakit kafama dikiyorum.

8 Haziran Pazar

Geldiğimde benim yerimde başkaları oturuyordu. Ama biraz etraflarında dolaşınca kalkmaya başladılar. Masaya oturduğumda, üzerinden geçerek belirginleştirdiğim yazıların dağıldığını gördüm. Demek ki Parker Quink Black mavi tabanlı bir mürekkep imiş. Öğrencilere 7/24 çiğ köfte servisi veren araçlar var burada. Telefonla saat kaç olursa olsun istediğiniz sipariş edebiliyorsunuz. Aynı zamanda isteyenlere sigara da getiriyorlar. Adamlar illegal bir işin içinde olmalı ki, Pos cihazından çıkan slipleri yere atması için tembihledi.

Siz benim bahsettiğim şekilde yazı yazarken ben yatağımda ikide bir dönerek çakır keyifliğimin keyfini çıkarıyorum.

Herkese bol değil, günde sadece iki biralı günler dilerim :)

Yazma Rutini: Bira Günlükleri - Yeni Yazı Dizisi

Yurtta dolma kalem kullandığını bildiğim tek mürekkep dostum bir gün "Çarşıda iken niye bana söylemedin, sana iki bira ısmarlardım h...


Yurtta dolma kalem kullandığını bildiğim tek mürekkep dostum bir gün "Çarşıda iken niye bana söylemedin, sana iki bira ısmarlardım heybeliden." dedi. Zaten Sivas'taki barları saysanız bir elin parmağını geçmez. Başka zamanda gitmek için söz aldım. Bir süre geçtikten sonra Instagram'da paylaştığı fotoğrafı gördüm. Üniversite kütüphanesinden alınmış bir kitap, üstünde bira şişesi. Benim yazılarımdaki fotoğraflarda görmeye alıştığınız çarşafsız yatak ve devletin verdiği kareli mavi kılıflı yorgan bu fotoğrafa da arka plan olmuş.

Odası bizim odanın dört oda yanıydı. Hemen kalkıp onun odasına doğru yürüdüm. Kendisini odadan çıkarken yakaladım. Yanlış bir yaptığını ima ederek "Sen oda da bira mı içtin?" diye sordum. "He gardaş." diye cevap verdi. "Ee bana niye söylemiyorsun biz senle aynı mürekkebi paylaşmadık mı? Şimdi neden biraları paylaşmıyoruz ?". Daha yeni anlamış gibi yaparak "Daha yeni bitti bremin yarın operasyon yapalım, ben çarşıya çıkınca alırım ikimize de." dedi. Oda da içemezdim. Çünkü içi boş bidon kafalılar her yerdeydi. Neyse, yarına sözleştik.


Akşam olup, alkol yasağının başlamasını bekledim. Odasına gittiğimde daha gelmemişti, odadakiler ile sohbet ederken içeri girdi. Geldiğinde eli boştu. "Arpam yetmedi dostum, almadım" . Ne anlamı kaldı ki şimdi. Bugün sen sakilik et yarın ben ısmarlarım diyerek bu -olmayan- anılarımızı artırmaya çabalayacaktım.

Aşağı inip binalar arasında gezinirken Ankara'dan eski bir arkadaşıma DefterDeffter 'in Yazma Rutini'nden bahsettim. Çünkü o da diyetisyeninin tavsiyesiyle her gün yediği yiyecekleri yazıyordu. Ama ne zaman anlatmaya çalışsam lafımı kesip eski sevgililerinden bahsediyordu. En sonunda "boşver ya zaten zayıfladım bir de onu mu yazmaya uğraşayım?"dedi. Bende yazmış olmak için yazmasını söyledim ama beni tersleyip " neden durduk yere yazı yazayım ki?" dedi.

O sırada yurt sınırları içinde yeşillendirilmiş alanlar arasında dolanırken baktım ki tam güvenlik nizamiyesinin karşısında fazla ışık almayan ama, otobüs durağının ve hemen yanından geçen kampüs yoluna bakan bir çardak gördüm. Buraya oturdum bir kaç dakikalığına. Arabalar sürekli yurt önünde durup ya birilerini bekliyordu ya da birileri inip biniyordu. Beyaz lüks bir arabada şarkı söyleyerek bira içen kızlar geçti önümden.

Yazma rutini ve Bira arasında bir bağlantı kurmaya başladım. Buraya her gün gelip yazacaktım. Yazdıklarımdan her gün içinden bir paragraf ayıklayıp yedi paragraftan oluşan bir yazı yazacağım ve bunu haftalık olarak blogta paylaşacağım.

*Defterdeffter'in Yazma Rutini Buradan Takip Edebilirsiniz.
*Lift.do adresinden Lift uygulamasını indirip " Develop a Writting Habit " aktivitesine katılabilirsiniz.

Herkese Bol Alkahollu Günler :) 

Tren Seyahatleri #7 Yaratıcı Kayserililer

TCDD Genel Müdürlüğünün Ankara Garında, havaalanındakilere benzer ekranlarda yayınladığı  "Acımız Derin Yastayız" başlıklı Soma...

TCDD Genel Müdürlüğünün Ankara Garında, havaalanındakilere benzer ekranlarda yayınladığı
 "Acımız Derin Yastayız" başlıklı Soma Maden Kazasında hayatını kaybedenlerin yakınlarına baş sağlığı dileyen taziye mesajı.
Sınavlar bitti. Bütünleme sınavlarına bir hafta var ben ne yapacağım şimdi diye düşünürken, yurda gardan yürüyerek geldiğim aklıma geldi. Baktım ki sekiz gündür yazı yazmıyorum. (burada özür dilediğim kısım...) Neyse Ankara'dan gelirken yüküm yoktu. Gara gitmeden bir kaç saat önce Starbuck's'a gideyim dedim. Bulvarda ki şubelerinin kapandığını görünce azda olsa üzüldüm. Günlüğümü çoğu zaman orada yazardım. Karanfil'deki Sbx'a oturduğumda sağımdaki kız çekinerek bir süper loto kuponu çıkardı. Tükenmez kalemle onun fotoğrafını çekti. Sonra kalktı. Neden buralarda günlük yazıyorum? Çünkü, baksanıza bir ton ilginç olaylar oluyor. Karşımdaki adamın süveterinde 58 yazıyor olması da büyük bir rastlantı, yoksa Sivas beni mi Çağırıyor?

Kaç seferdir altından geçiyorum hiç yukarı bakmamıştım.
 Bir önceki fotoğrafı çekerken ön kameranın açılması sonucu bu gerçekle karşılaştım.
Kızılay'dan Adliyenin oraya kadar yürüdüm sonra gara giden üst geçitlerden birine merdivenle tırmandım. Oradan geçerken birilerinin beni bıçaklamamasına dikkat ettim :). Sonra gara girip yukarıdaki "Başınıza hızlı tren yağdıracağız" kaplamalı tavandan geçip trene bindim. Kırıkkale'ye gidene kadar hiç bir şey belli olmuyordu. Bu yazıya dahil olmayacak olan insanlar abur-cubur yeyip sohbet ettikten sonra uyuyorlardı. Kırıkkale'yi geçince olaylar baş göstermeye başladı.

Elmadağ İzci Kampı
Ankara'nın en uç ilçesi, Kırıkkale sınırıyla arasında sadece 9 kilometre var.
Sağ yanımda dede ve ninesi bir çocuğu kasık fıtığı ameliyatı olmaya getirmiş, şimdi geri dönüyorlardı. Pijamasının peyik kısmını yırtmışlar oradan anladım. Pusetleri koltuğun arasından kaydığında çocuk huysuzlaşıyordu. Onlarda tülbentle koltuğa bağladılar ve sorun çözüldü. Kayserililer bazen çok yaratıcı olabiliyor.

Ankara - Samsun kara yolunun altından geçiyoruz.
Bu çocuklu,uyuyan orta-ileri yaşlı çift; çocuk ağlamaya başlayınca uyandı. Adam ilk önce çocuğun kafasını göğsüne vura vura "öl diyorum sana öl!" diye bağırmaya başladı. Hepiniz şaşırdınız biliyorum. Ama ben gayet meraklı bir şekilde izlemeye devam ediyorum. Adam bu seferde çocuğun sırtına vurmaya başladı ama ağlayışları daha da şiddetlendi. Artık çocuk kendi tükürüğünde boğulur gibi sesler çıkarıp ağlamaya devam ediyordu. Anladım ki uykudan uyanamadığı için ağladığını sanıyorlar.

Tren yolu manzaralı ev. Deniz manzaralı ev kadar güzel olmalı...

Yemekli vagona su almaya giderken gördüğümde ise, çocuğun kafasını tuvaletin havalandırma camından çıkarmaya çalışıyorlardı. Dediğim gibi bu Kayserililer çok yaratıcı. Sadece kadın "Yapma bey öldüreceksin çocuğu" dediği için ondan biraz yaratıcılık puanı kesiyorum. Bir daha ki sefere daha gaddar olmalı. Değil mi?

Bu yazıda bahsedilen kişiler zarar görmemiştir
Herkese Bol Yaratıcı Günler Dilerim :)

Haftalık #5 SOMA

Treni kaçırmamak için bu hafta Haftalık'ı bir gün salladım. Bu hafta önemli bir konudan konuşacağız. Biliyorsunuz geçen hafta Manisa...


Treni kaçırmamak için bu hafta Haftalık'ı bir gün salladım. Bu hafta önemli bir konudan konuşacağız. Biliyorsunuz geçen hafta Manisa'da büyük bir kayıp yaşadık. Biz de bunun üzerine Sivas'ta iken örgütleşip Sivas'ın Ulaş ilçesine 1.000 adet fidan dikmeye gittik. O gün sadece 282 kişinin cansız çıkarıldığını biliyorduk. Sonra bu sayı 301'e dayandı, gerçekten acı bir şey. Sınıfta Sivas Kangal'daki madenlerin denetlenmesi için imza topladık, hocalar dahil bir çok kişiye imza attırdık. Üniversitedeki tüm çalışanların yakasında siyah kurdele vardı. Daha sonra Ankara'ya geldiğimde tüm otobüslerin önüne yapıştırıldığını gördüm. Dilerim böyle facialar bir daha yaşanmasın.


Ankara'ya gelirken çeşit çeşit insanlarla karşılaştım bunlar bir önceki Tren Seyahatleri yazısında yazıyor. Neyse eve yeni gelmişken kahve sırdaşım Ferdi beni bilardo oynamaya davet etti. Ben de uykulu olmama rağmen kabul ettim ama sonucunda 7-1 malup oldum. Yurtta yapamadığım şeyleri şu bir iki gün içerisinde yapayım diye kendime D&R'dan bir dvd film ve mikrodalgada patlatmalı mısırlardan aldım. Yurtta mısırı elektrikli ocakta yapınca tat vermiyor, bu gidişle mikrodalgayı yurda götüreceğim.

Hayranı benden çok olan pembe masa yine karşınızda.
Kelebek ve dalgıç dört dalda Oscar'a aday olmuş muhteşem bir film.3 hafta komada kaldıktan sonra sol gözü hariç komple felç olan bir adamın yaşama tutunuşunu anlatıyor. Konuşma uzmanı doktorumuzda burada kelebek rolünü üstlenip onun göz kırışlarının tercümanı oluyor. Bir diğer yandan çekiminin kolay olduğunu düşündüğüm bir film, çünkü herşey adamın tek bir gözünden görüldüğü şekilde çekildiği için diğer oyuncuların hepsi sadece sabit duran kameraya oynuyor. Senaryo sağlam olunca bunlara göz yumabiliyoruz elbette. :)

Bu hafta beni bir kaç sınav bekliyor onun dışında pek bir meşguliyetim yok gelirken ki tren yolculuğum hakkında da bir yazı yazayım diyorum.

Herkese Bol Haftalıklı Günler :)